Tevhidi Düşünce İlmi Yöntem Anlayışına Göre İCTİMAİYAT İLMİ Açısından “SÜNNETİN” “TOPLUM BÜTÜNLÜĞÜ”nü Sağlamadaki İCTİMAİ VASFI

Doç. Dr. Osman ŞİMŞEK

Sünnet, İslam ölçülerine göre insanın hayat tarzını ifade etmektedir.  Hayatın bizatihi içinde olan şeydir. Buna göre sünnet, hayatın içindeki olan şeylerin İslami emir ve yasaklara göre tüm coğrafyalarda,  nasıl yaşanacağını gösterir.  Bu açıklamalardan hareketle ictimai yapı içinde sünnet ;

– “Bütüncül davranış birliğini oluşturan”,

– “İctimai birliğin dinamik bir şekilde korunmasını sağlayan” ortak davranış kalıplarının kuvvetli bir şekilde oluşmasını sağlayan unsur olarak ifade etmek mümkündür. Böylece “sünnet”in İslam ictimai yapı içinde gündelik hayatta ;  yemede, içmede, aile ilişkilerinde, eğitim alanında, devlet-insan, toplum -ictimai topluluk, ticaret, girişimcilik, sanayinin, iktisadi faaliyetlerin, güvenliğin, savaş hukukunun, miras hukukunun uygulanmasının  “nasıl” yapıldığının tatbikatın gösterilmesi  gibi toplumdaki yaşam tarzına yön veren ictimailik bütünlüğü sağlayıcı bir niteliği bulunmaktadır.

Sünnetin bir başka ictimai bütünlüğü sağlayan yönü ise onun ortak davranış birliği ile tüm coğrafyalardaki ictimai yapı/larda (İslam ülkelerinde); duyguda, inançta, tepkide, tevazuda, haksızlığa karşı öfke de, korunması gereken şeye/şeylere duyulan bütünlükçü hassasiyetin gösterilmesinde, paylaşımda, kutsal sayılan günlerdeki ortak tavırların oluşmasında aynı davranış ve duygular içinde bulunmayı düzenleyerek, dünya üzerinde İslam coğrafyasında “aynı anda” tevhidi bütünlükçü davranışa birliğini oluşturması ile de ictimai birliği sağlamaktadır.

Sünnet, Resulullah Efendimiz’in(sav) HAYAT TARZIDIR. İctimai hayata yön veren dolayısıyla ümmet birliğini sağlayan bir güçlü bir  “ictimai kurucu vasıftır. Ayrıca kurulmuş olanı da koruyucu, muhafaza edici vasıftır. Buna göre sünnetin ictimai görevi, dünyanın her tarafındaki birbirinden binlerce kilometre uzaktaki insanların gündelik hayatlarında ictimai davranış birliği içinde yaşalarını  sağlamasındaki gücünde görülmektedir. Buda İslam’ın  “sünnet” vasıtasıyla örmüş olduğu tevhidi ictimaiyat ilminin “bütüncül toplum inşasını” oluşturmasında nasıl bir yön verdiğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda sünnetin, müslüman insanın ictimai hayat içinde örneğin;

– yemeğe başlarken göstermesi gerek davranışlarında (yemek kültüründe birlikçi davranış ortaya koyması ile),

– yine bu insan yada insanların, birbirlerini tanısın yada tanımasın karşılaştıklarındaki ilk sözlerinde yani “selamlaşmalarında”(ictimaileşme, ictimai diğergam  bütüncüllük ile),

– Elbise giymeğe Sağdan başlamak( ferdi disiplinli ve ortak kültürel eğitimden geçme ile)

– Hasta ziyaretine gitmek( yüksek İctimaileşme zihniyeti sonucu duyarlı, birbirinden haberli davranış geliştirmesi ile),

– Hediyeleşmek(ictimai davranış), hal hatır sormak, sadaka vermek, birbirine sevmek, ezanı dinlemek, bayramları kutlamlarında(kutsal günlerin birlikteliğindeki bütüncül idrakin oluşmasında), yemeğe tuz ile başlamak gibi dünyanın tüm farklı coğrafyalarından yaşayan müslümanların birbirlerinden habersiz olsalar dahi Peygamber Efendimiz’in sünneti olan aynı türden, ortak davranışları gündelik hayatlarına aktararak  sünnetin benzerlilerin, bütüncüllüğün ve birliğin ortaya çıkmasını sağlamakta olduğu görülür. Böylece tüm dünya üzerinde;  telefonsuz, televizyonsuz, internetiz olarak(yani emperyal teknolojinin kontrolüne girmeksizin), yada bunların etkilerinin dışında Hz Peygamber Efendimizin örnekliği ;

– toplum birliği,

– ictimai birlik,

– birlik (tevhit) şuurunu ortaya koymayı başardığı açıktır.

Buna göre yeryüzündeki tüm coğrafyalardaki birbirinden bağlantısız Müslüman insanların (örneğin Tuva Cumhuriyetindeki Müslüman ile Güney Afrika’da yaşayan Müslümanın) ortaya koydukları tavırlarındaki ortak benzerlikler, hep sünnetin varlığı ve onun yaşanması ile sağlanabilmektedir. Buna göre sünnetin;

– İctimai birliği sağlamadaki “eğitici rolü” ile

– “Tevhidi toplumu” oluşturmadaki ictimai bütünleşmeyi sağlayan İCTİMAİLİK görevi bulunmakta olduğu çok açık ve net bir şekilde söylenebilir. SÜNNETİN bu İCTİMAİ birliği, bütünlüğü sağlayıcı, toplum düzenini kurucu ve koruyucu görevinin bulunması,  aynı zamanda onun “İLİM” boyutuna sahip olduğunun da açık bir delilidir. Yani İslam’da “ictimaiyat ilmi” hem sünnet ile hem de Hz. Peygamber Efendimiz’in(sav) Medine’de devlet kurucu düzenlemeleri ortaya koyması ile aşikarca ortaya çıkmaktadır.

Buna göre  İslam’ın 7. Yüzyıldan bu yana kurmuş olduğu bütünlükçü ahlak toplumu düzeni, O’ndaki; “İctimaiyatı”, “ictimailiği”, “ictimai bütünlüğün” sağlamayı da bir “İLİM” ile ele almış olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Fakat bu duruma günümüzde Modern Avrupa’da 19.yüzyılda ortaya çıkan ”sosyoloji bilimi”nin salt akılcılık üzerine kurulmuş olan  (aklın paganlaştırılmış niteliğiyle) sosyoloji bilimine  yaklaşıldığı görülmektedir. Modern sosyoloji yöntemine bağlı sosyologlar, İslam’a pozitivist yöntem anlayışı ile yaklaşılarak O’nu; “İslam sosyolojisi”, ”İslami sosyoloji”, ”İslamcı sosyoloji” adları ile sosyolojinin patronajlığında İslam’ın toplum yapısını ele aldıkları görülür. Bu pozitivist-pagan modernist salt akılcı çerçeveden üretilen bakışlarla/yöntemlerle, “İslam sosyoloji”nin üretilmekte olduğunu maalesef görmekteyiz. Bu kolaycılığa yönelerek “bilim“ adına İslam’ın ictimaiyat ilmini yok sayma hâkimiyet kazanır olmuştur.

Oysa 19 yüzyılda pozitivizm yöntemine bağlı inşa edilen Sosyoloji,  Fransızca “sociologie”den Türkçeye geçmiş bir kelimedir. Buna göre “sosyoloji” terimi, Latince ; eş, arkadaş, birliktelik anlamına gelen “socius” ile  Yunanca “inceleme” anlamına gelen  “ology”  sözcüklerinden türetilerek  pagan, materyalist temalı salt akla göre toplumsal birlikteliğin incelenmesi olarak belirtilebilinir.

İslam’da ise toplum ile ilgili kavramsal gelişime bakıldığında

– İctima  ; toplanma, bir araya gelme,

– İctimaat ; toplantılar,

İctimai; toplanma ve bir araya gelmeye yönelik olanı belirttiğinden buna göre İctimaiyyat ; kurallarını vahye göre yani ilahi ölçülere -Tevhit Düşüncesine- göre bir araya gelmiş olan toplanmayı inceleyen ilim olarak belirtebiliriz. Böylece sosyoloji pagan salt akılcı bir anlayış ile ancak 19 yüzyılda ortaya çıkmış toplumu incelme bilimi(scientist) iken ictimaiyat 7.yüzyılda vahiye yönlendiriciliğinde  Hz Peygamber Efendimizin ilmi rehberliğinde ictimai hayata yön veren  tevhidi İLİM tabanlı bir oluşum niteliğine sahiptir. Buna göre vahyin tüm toplum alanlarındaki ilişkiye yön verici müdahaleciliği ışığında  İslam ictimai yapısına, 19.yüzyılda sistemleşen materyalist  temalı salt akılcılık ile oluşan pozitivist içerikli sosyoloji bilimi ile nasıl ele alınabilir. Üstelik bir de buna nasıl İslam sosyolojisi veya İslami sosyoloji ya da İslamcı sosyoloji takıları takılabilir.

Bütün bu açıklamalar çerçevesinde; İslam’daki ictimaiyat ilmi, davranışlara sünnet yolu ile yansıyarak “kitap(vahiy/mana)-sünnet(vahyin emrine göre oluşmuş akıl ile maddi davranışlara yön verme) bütüncüllüğünde, tevhidi düşünce bilgi yöntemine dayalı ilim toplumunun oluşumu sağlanmıştır. Buna göre sünnetin bu ictimai birlikteliği sağlanmasına verdiği katkı ile tüm İslam coğrafyası; hem ümmet birliğinin hem de her bir ülke kendi milli kültür birliğinin korunmasındaki dengeleyici ve düzenleyici etki ile tevhidi bütüncüllük sağlanabilmektedir. Sünnetin dünya müslümanları üzerinde böyle bir ictimai birlikteliği sağlayan, ictimai ilim temelli görevi bulunmakta olduğu söylenebilir. Ancak bu durumu önelikle 19 yüzyıl sürecinde oryantalistler fark ederek sünnetin İslam dünyasındaki ictimai birliği sağlayıcı etkisini kırmaya ancak sünneti inkar ya da onu önemsiz gösterme politikası ile çeşitli sünnetle mücadele yöntemleri geliştirmişlerdir. Bu bağlamda oryantalistler ve onların yerli bağılısı olan oksidantalistler önce mezheplerin inkârı ve ardından da “Kur’an bize yeterci” tarihselci, modernist ve mealci yaklaşımları ileri sürmüşlerdir.

Buna göre Oryantalistler ve oksidantalistler,  modernist İslamcı yaklaşımları ile sünneti devreden çıkarmaya çalışan ve böylece İslam’ın, İslam ümmetinin, İslam toplumunun içindeki sünnetin birleştiriciliğinden kaynaklanan bu birliği bozup parçalama uğraşına yoğun çaba sarf etmişlerdir ve de etmektedirler. Bu kesimler, bir taraftan ;

İslam’ın kitap-sünnet üzerinden sünnetin İslam dünyasının İctimai birliği sağlayan yönünü yok etmeye çalışmaktadırlar.

Yine bu kesimler aynı anda öbür taraftanda yine bir başka birliği yada pagan-modernleşmeci birlik olan modernitenin pozitivist salt akılcı tekçi bakışı ile dünyaya liberal-kapitalist sömürü anlayışı üzerinden düzen veren yaklaşımı geliştirdikleri görülür. Böylece pagan muhtevalı(salt akılcılık-pozitivist-modern toplumda tekçi sosyolojik düşünce ve  onun oluşturduğu siyasal hakimiyet ile İslam dünyasını dağıtmak ve böylece emperyal liberal-kapitalist modern toplumun önünü 21.yüzyılda da bu yolla açmaya çalışmaktadırlar. Buna göre günümüz yerli jön Türkleri konumunda olan pozitivist ve hermonotik mahreçli bazı ilahiyatçılar, modernsitlerin, mealcilerin, tarihselci olarak ortaya çıkarak sünnete saldırmaktadırlar.  Bu oryantalist temelli oksidantalist kitlenin tavırları, tevhidi bütüncül toplum yapısını,  bir halatın(sünnetin) liflerini ayrı ayrı koparır gibi onu(sünneti)  zayıflatma taktiği ile İslam dünyasında ve özellikle de Türkiye’de ictimai çözülmeye yol açabilecek alanları güçlendirmeye çalıştıkları söylenebilir. Bu durum sünnetten uzaklaştırılmış tevhidi ictimai toplum birliğini dağıtmaya yönelik bir oryantalist stratejidir.

Sünnetin İslam’i toplumda birliği bütünlüğü oluşturan, ictimai bütünleşmeyi sağlayan ana unsur olarak, öncelikle ve büyük bir önem gösterilerek onun korunması gerekmektedir. Bu bağlamda oryantalist ve oksidantalist tahrif edici eylemlere karşı daha hassas ve uyanık olunması ve daimi olarak başta Kur’an-sünnet çizgisine bağlı ilahiyatçı uzman ilim adamlarının ilmi yöntemler ile cevap vermeleri, İslam ümmet birliğini sağlaması ve ictimai bütünlüğünün korunması açsından elzemdir.. Bunun içinde başta Hz Peygamber Efendimizin HAYATI VE MÜCADELESİ TEVHİDİ DÜŞÜNCE İLMİ YÖNTEM ANLAYIŞINA GÖRE OLUŞTURULACAK İCTİMAİ İLİM DALLARININ İLMİ BİLGİSİ IŞIĞINDA YENİDEN ELE ALINARAK GENİŞ TOPLUM KİTLELERİNE TANITILMASI, ÖĞRETİLMESİ GEREKMEKTEDİR. Ancak modern sosyal bilimlerin özellikle salt akılcı sosyoloji bilgi yönteminin kavramsal çerçevesi ve bilgi inşa etme yöntemi ile bunun yapılmasına karşı uyanık olunmasının da ilmi zorunluluğu bulunmaktadır. 21. Yüzyıl İslam dünyasının bu yeni bilgi inşa hamlesi ile İslam Medeniyetinin özgün varlığının ilmi idrakine, ümmet birliğinin yeniden nasıl oluşumunu idrakine ve her ülke yapısı içinde tevhidi düşünce bağlamından hareketle ictimai birliğin sağlanmasının imkanı mümkün olabilecektir.