TEVHİDİ DÜŞÜNCE İlmi Yöntemi Açısından Türkiye’de Yeni Toplum Felsefesi İnşası İçin Gerekli İlmi Unsurlar – 2 TEVHİDİ FELSEFE ANLAYIŞI

Prof. Dr. Osman ŞİMŞEK

İslam’ın toplum kurucu düşünce anlayışı, Tevhidi Düşünce bilgi yöntemine göre oluşmuş olan  tevhidi toplum felsefesi  anlayışıdır. Bu toplum kurucu düşünce anlayışına göre İslam’ın; felsefe ilmi, ictimaiyat ilmi, siyaset ilmi, iktisat ilmi, hukuk ilmi, eğitim ilmi… gibi  temel kurucu ilim dallarının İÇ YAPISI, TEVHİDİ DÜŞÜNCE İLMİ YÖNTEM ANLAYIŞINA GÖRE  inşa edilmiştir.

Tevhit anlayışının da kıyamete değin baki, geçerli ve kurucu olma vasfından dolayı, genel de evrensel bir toplum düzen inşasında ve özel de de özgün Yeni Türkiye’nin inşasında,  bu ilmi yöntemin yön vericiliğinde oluşturulması mümkündür. Aksi takdirde örneğin pozitivist düşünce ve onun kuruculuğunda inşa edilen; salt akılcı içerikli hem liberal, hem hermonotik, hem de marksistyan felsefe, yani materyalist felsefe, aynı şekilde sosyoloji,  liberal hukuk, liberal ekonomi, liberal siyaset…  ile Yeni Türkiye’nin inşasına kalkışmak esasında,  “yeni taklitçi bir yapıyı” ortaya çıkarmaktır. Bu durumun oluşmasında ise  aslında Eski Türkiye’nin  taklitçi yapısına, “yeni bir yorum getirilerek”,  eski taklitçi ve aktarmacı topluma yeni söylemle  aynı düşünce şekli ile devam etmekten  başka bir şey   ifade edilmemiş olmaktadır.

Yukarıda belirtildiği gibi tevhit,  dünya üzerinde kıyamete kadar cari olan bir kavramdır. İslam’ın tüm kâinatın bütüncül bir düzen içinde işleyişinin ana kanunudur. Bundan dolayı kâinatın içindeki bütün her şeyin işleyişi de ilmiler yoluyla gerçekleştiğinden, tüm ilimler, tevhide ve tevhidi düşünce ilmi yöntemine bağlı olarak oluşmuş olduğu çok açık olarak anlaşılmaktadır.

Tevhidi Düşünce ilmi yöntemi  yada Tevhid Düşünce ilmi bilgi inşa etme yöntemi bize, kainattaki herşeyi tevhide göre bütüncül olarak okumanın ilmi yöntemini öğretmektedir. Burada ifade edilen her ”bir” şeyin ; bir “iç”(mana/soyut) ve bir de “dış”(madde/somut) özelliklerinin  “bir”liğinden,”tek”liğinden oluşmaktadır. Bu her ”bir” şeyin aynen böyle oluşan diğer her “bir” şeye bağlı olarak bir bütünlükçü düzeni(sistemi) meydana getirdiği ve böylece her şeyin tevhidi bir “tek”lik ile herşeyde  bir düzen(sistem) oluşturduğu noktasına ulaşılır. Bu düzen oluşumu; toplum yapısını içerdiğinden tutunuzda (ictimai ilimler), insan metabolizmasına, astrofizikten yer kabuğu yapılmasına, toprak, deniz… vs.  kadar her şey, tevhidi düzenini yöntemine göre bir işleyiş içermektedir.

Türk-İslam dünyası da 7. yüzyıl ile 19.yüzyıl arası bu bilgi yöntemi ile tüm ictimai ilimleri kurarak, üç kıtayı, bu ilmi yöntem üzerinden inşa ettiği bilgi ile  yönetmeyi yani siyasal “iktidar”ını  sağlamıştır.   

Tevhidi Düşünceye dayalı ictimai (toplum) felsefesi, vahiy merkezli olup, vahyin akla yön vermesi ile oluşan düşüncedir. Böylece “materyalist felsefe” anlayış ve yöntem inden çok farklı olan “tevhidi felsefe”, bütüncül ilmi bilgi yöntem anlayışı ile “Kainattaki herşeyi vahyin emrine girmiş akıl ile düşünce geliştirerek, ele aldığı herşeyi bu yönüyle açıklayan bir ilim olduğu söylenebilir. Buna göre İslam’da tevhidi felsefe ilmi var olduğundan ”düşünce” ve “tefekkür”, tevhidi düşünce(felsefe) ilmi anlayışına göre üretilir. Örneğin;

– “Düşünmüyor musunuz?”, “nede az düşünüyorsunuz”, “düşünsenize”, “akıl sahip toplum” gibi ayetlerin varlığı bize İslam’ın düşünce üretiminin, vahyin emrine girmiş akılla yapılmasını farz kıldığını belirtmektedir. Yine çeşitli  “düşünce” ile ilgili ayetlerde :

– “… şüphesiz bütün bunlarda düşünen bir toplum için ibretler

vardır(Rad:3)”

– “…doğrusu bunda iyi düşünen bir toplum için ibretler vardır

(Rad :21)”

– “…Şüphe yok ki, bunda iyi düşünecek bir toplum için ibretler

vardır(Zümer:42)”,

Kur’an’ı-Kerim ‘in en yüksek düşünce ayeti ise Casiye Suresi 13. Ayette belirtilmiştir :

– “O, göklerde ve yerde ne varsa hepsini, kendi katından (bir lütuf olmak üzere) size boyun eğdirmiştir. Elbette bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.”

Ayetlerde de görüldüğü üzere İslam’ın sürekli ;

“düşünce”ye yönelmeye teşvik  etmekte olduğu,

– “düşünce”nin gelişmesini,

– “düşünce” ile vahyin emrine girmiş “akıl” ilişkisi ile irtibatlandırarak, bu konuda daima kainattan örnekler ile  “vahiy-düşünce-akıl” bütüncüllüğünü açıklamaktadır. Böylece “vahiy-düşünce-akıl” bütüncüllüğü ile sahip olunan gelişmiş bir düşünce ile  olgun bilen (arif/kamil) insan olmayı ortaya koyduğu görülmektedir. Bu noktada Al-i İmran suresi 191. ayete bakıldığında“vahiy-düşünce-akıl” ilişkisinin ortaya koyduğu derinli bütüncül bir akıl ile “Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzere yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. Ve Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın, Sen Yücesin, bizi ateşin azabından koru” derler.

Bu ayet çerçevesinde tevhidi düşünceye dayalı bütüncül akıl anlayışı “sürekli ve her durumda düşünen” bir akılın varlığına, “maddi görüntü üzerinde (gökler ve yerler), görünmeyen manayı (“Hak”kın yaratmaya kudretini) bütüncül akıl ile farkı anlamaya çalışan kamil bir akıl vasfını sahip insanı” ortaya koymakta olduğu anlaşılmaktadır. Bu yönüyle modern salt akılcı (materyalist) felsefenin, salt akla sahip insana yüklediği anlamdan çok daha derin tevhidi akıl anlayışının mevcudiyeti ortaya çıkmaktadır. Buna göre bu tevhidi akıl ile oluşturulacak düşüncenin ve tevhidi “akıl” – tevhidi “düşünce” etkileşiminin, tevhidi felsefeyi ortaya çıkarmakta olduğu söylenebilir.  İşte bu tevhidi felsefe; kainatı, kendini, eşyayı ve varlığı, vahyin yön verdiği akıl ve düşünce ile Eski Yunan materyalist aklından geliştirilen modern salt akılcılık üzerine kurulu felsefeden çok daha derin ve çok daha geniş olarak “şey”lerin özünün hakikatini açıklayıcılık boyutu taşımaktadır. Bu durumun aynı zamanda İslam dininin “düşünce” ye başvurulmasını gerekli gördüğünü ve ondan gelişmiş bir kulluk için istifade edilmesinin ancak tevhidi (tefekkür/düşünce) felsefe anlayışı ile gerçekleşebileceğinin de işaretleri olarak görmek gerekir. Yine tevhidi felsefe ilmi, herşeyde Allah’ın kudret ve azametini görme düşüncesinin insanda gelişmesini isteyen bir ilmi kavrayışın varlığını da işaret etmiş olmaktadır.  Böylece İslam’ın tevhidi düşünceye dayalı tevhidi felsefe anlayışı, Eski Yunan   anlamsal içerikli modern felsefenin, salt akla dayalı düşünce (felsefe ) üretmesinden çok daha geniş ve derinlikli bir bütüncüllük taşımaktadır.

Sonuç olarak bütün bu açıklamalara göre  “Tevhidi Düşünce”  ilmi yöntemi, Türkiye’de 19. Yüzyıl başına kadar da aktif olmuştur. Ardından liberal devlet ideolojisinin yönetiminde; Batı’lılaşma düşüncesi, oryantalizm, pozitivist düşünce araçları ile obskurantizme düşürülmüş Türk aydının inşası gerçekleştirilmiştir. Bu aydın! ise,  “bilim”i/”bilimizm”i salt akılcı paganizm yolu ile inşa ederek, Türkiye‘de bağımlı ve aktarmacı bir sosyal bilimlerin hakim kılınmasına aracılılık etmiştir. Böylece Türkiye‘nin üniversitelerinde uygulanmakta olan modern pozitivist/hermonotik sosyal bilimler yolu ile salt akılcı felsefeciliğe dayalı düşünce üretimi, en başta geleceğin aydını olacak gençliğimizi,  hegemon Batı’nın,  eli silahlı askerini açıktan kullanmadan; düşünce, düşünce yapısı, metodoloji, materyalist felsefe inşası ve onun düşüncesinin kurduğu sosyal bilim dallarının pozitivist/hermonotik kurulumu ile üniversite koridorlarımızın bağımlılaştırılmış olduğu söylenebilir.

Bu materyalist felsefe-materyalist akıl ve materyalist sosyal bilimler sarmalından çıkabilmek için Türkiye’nin öncelikle “ilim aklı” ve “ilmi yöntem” yolunu kullanarak, özgün bilgi inşasına yönelmesi gerekmektedir.  Bunun içinde kıyamete kadar her teknolojik dönemde tevhidi bilgi yöntemine dayalı ;

İctimai İlimler ve bunları alt ilim dallarını,

Fen İlimler ve bunların alt ilim dallarını,

Sağlık ilimler ve bunların alt ilim dallarını,

Temel ilimler ve bunların alt ilim dallarını,

yeniden kurarak, kendi değerler dünyasına göre oluşmuş YENİ Türkiye’nin özgün nitelikli vasfını ortaya çıkarabilmesi muhtemel gözükmektedir.  Zaten 7.yüzyıl ile 19.yüzyıl arasında dünyanın 1200 yıllık tarihsel döneminde bunu başardığına açık bir örnek olarak  yukarıda değinilmiştir. Bundan sonra ise Türkiye’nin  19.-20. yüzyıllardaki oryantalizm, pozitivizm ve Batı’ya  başta sosyal bilimler ve onun metodolojisine sadık takipçilik  ile bağlı kalınma tecrübesi üzerinden hareketle , artık 21.yüzyılın bu sürecinden itibaren TEVHİDİ DÜŞÜNCE İLMİ YÖNTEMİ İLE başta tevhidi felsefe ve ictimaiyat ilim içerikli  ilimler ile diğer ilim dallarının  yeniden inşasının gerçekleştirilmesi halinde, Türkiye’nin lider bir toplum konumuna çıkmasının mümkün olabileceği söylenebilir. Çünkü hiçbir lider toplum, bir başka medeniyetin sosyal bilim anlayışının takibi ve taklidi ile lider toplum olmamıştır.